2020 Tokyo Paralimpik Oyunları ilk günün özeti

2016 Rio Paralimpik Oyunları’nda altın madalya kazanan Türkiye Golbol kadın milli takımı

  • Goalball kadın milli takımımız dünya sıralamasında halen 1. sıradaki yerini koruyor.

    2016 Rio’da kazandığımız altından sonra, Tokyo’da da altın madalyanın yine en güçlü favorisi olduğumuzu bugün kanıtladık. Evsahibi Japonya’yı çok üstün bir oyun ile 7-1 yendik.
    Goalball kadın milli takımının ve bu sporun dünya çapındaki yıldızı Sevda Altunoluk 4 gol ile maçın en skorer ismi oldu. Takımımız son Dünya Şampiyonası’nda Rusya’ya kaybedilen finalin rövanşını burada alacaktır.
  • Goalball erkek milli takımı, Dünya ikincisi ve Avrupa Şampiyonu Almanya karşısında maça girmekte zorlandı. İlk devrenin sonlarına doğru normal performansını sergilemeye başlayınca 5-4’e kadar getirdiğimiz maçı kazanabilirdik. Grupta kalan maçlardan alacağımız en az bir galibiyetle çeyrek finale gideriz.
  • Günün yıldızı ise genç yüzücülerimiz idi. Yüzdükleri tüm seçmelerde finallere kaldılar. Özellikle 15 yaşındaki Koral Berkin Kutlu finale çok iyi başladı, 100 metreyi 4. geçti ve yarışı 5.likle tamamladı.
    S5 kategorisinde, 200 metre serbestte, kadınlarda Sümeyye Boyacı ve Sevilay Öztürk finale yükseldiler. Finalde Sümeyye Boyacı 7. ve Sevilay Öztürk 8. olarak buraya kadar geldikleri için ayakta alkışı hakettiler. S2 kategorisinde ise 100 metre sırtüstünde Elif İldem finale kaldı. Ve Elif İldem S1 kategorisinde olduğu için finale kalan diğer tüm rakiplerinin S2 olmasından dolayı finali 8. olarak tamamladı. Henüz 5 sene önce başladığı bu spor dalında Elif’in azmi ve çalışma disiplini onu çok güzel günler beklediğinin müjdecisidir.
  • Masa tenisinde grup maçları başladı. Nesim Turan, Kübra Korkut ve Abdullah Öztürk, ilk maçlarından galip ayrıldı. Hamza Çalışkan, Nergiz Altıntaş ve Neslihan Kavas ise ilk maçlarını kaybettiler. Yarın grup maçlarına devam edilecek.
Koral Berkin Kutlu final yarışında havuza giriş yaparken

10 Maddede Anadolu Efes’in Euroleague ve Basketbol Süper Lig Şampiyonlukları

Anadolu Efes Basketbol Kulübü, tam bir yıl gecikmeli gelen Euroleague şampiyonluk kupasının yanına, ING Basketbol Süper Ligi şampiyonluğunu da ilave etti. Kulübün istikrarlı şampiyonluklarında takım olmanın öneminden yönetimine 10 etmeni inceliyoruz.

10 Maddede Anadolu Efes’in Euroleague ve Basketbol Süper Lig Şampiyonlukları

2020’de pandemi yüzünden yarıda kalan Euroleague sezonuna artık hep birlikte teşekkür edebiliriz. Nitekim bu sene Anadolu Efes’in teknik, idari ve oyuncu kadrolarının hedefi tam onikiden vurmalarına adeta istemeden destek oldular. Geçen seneden biriken o enerji bu sene katmerlenerek hedefe ulaştı.

1976 yılında kurulduğunda amacı bir sosyal sorumluluk olarak gençlere basketbolu sevdirmek olan Anadolu Efes’in başardıkları ülkemizde hak ettiği saygıyı görüyor. 

Peki bu özel başarıyı incelediğimizde hangi unsurlar ile karşılaşıyoruz? 

1

Geçen sene Euroleague yönetiminin aldığı sezonu durdurma kararı Anadolu Efes için adeta bir katalizör oldu. İlk açıklandığında negatif gibi görünen bu tabloyu Ergin Ataman liderliği ile tüm kadroyu ateşleyen yapıcı bir motivasyon unsuruna dönüştürdü.

2

Son 10 senedir Anadolu Efes ve Fenerbahçe Beko arasında devam eden rekabetin kazanılan bu başarılardaki  rolüne özel bir paragraf açmalıyız. Anadolu Efes yöneticilerinin maç sonu ifadelerinde yer verdikleri gibi bu iki kulüp ülkede basketbolu daha iyi noktalara taşımak için iş birliği içinde hareket ediyor. Ve bundan kazançlı çıkan, Avrupa’daki en iyi basketbolu seyredebilen, biz mutlu sporseverler oluyor. 

3

Ergin Ataman’ın Avrupa’da kulüpler bazında tüm basketbol organizasyonlarında bir şampiyonluk kupası eksikti. Artık o koleksiyonunu tamamladı, bundan sonraki hedefi: “NBA’e gitmek olacak mıdır?” diye konuşuluyor olması bile ülke basketbolunun ufkunu genişletmeye devam ediyor. 

4

Takımda her geçen sezon daha çok süre alan Doğuş Balbay, Sertaç Şanlı, Buğrahan Tuncer, Tolga Geçim, Yiğitcan Saybir ve Erten Gazi’yi ayrı bir yere koymalıyız.

Sabırla çalışmaya devam ederek hem kendilerini geliştiriyorlar hem de bu formları ile yaklaşmakta olan Olimpiyat Eleme Turnuvası’nda milli takıma katkı verecekler.

5

Shane Larkin ve Vasilije Micić ikilisine Basketbol Süper Ligi final serisinde Rodgrigue Beaubois’nın üstün oyunu eklenince Krunoslav Simon olmamasına rağmen Anadolu Efes’in kusursuz işleyen çarkları tam gaz çalıştılar ve Fenerbahçe Beko’ya tarihi farklar attılar. 

6

Maç sonu röportajlarında takımın yıldızlarından daha az süre alan oyunculara kadar kişisel performansları hakkında düşünceleri sorulduğunda, hepsi ağız birliği etmişler gibi “Takım” kelimesinin sözlük anlamına karşılık gelen cevaplar verdiler. Anadolu Efes, başarı için ortak çalışma kültürünü öne çıkarıp egoları kenara park ederek haraket edebilmenin yaşayan en iyi örneği olarak artık bu ülkede. 

7

Şampiyonluk maçı sonrası açıklamasında Ergin Ataman’ın “Kadroyu koruyarak gelecek senelerde aynı başarıları hedefliyoruz” açıklaması gelen başarıların üzerine koyarak devam edilecek olduğunu müjdeledi. Eğer bu kadro korunabilirse “yenilmez armada” olarak Avrupa basketbol tarihinde Anadolu Efes’e özel bir yer ayrılacak.  Beklentisi bile insanı heyecanlandırıyor.

8

Kurumsallık ve istikrar!
İkisi yan yana gelirse neler başarılabilir? Mesela bir spor kulubü düşünün, başkanı 45 senedir aynı kişi. Tuncay Özilhan’ın başkanlığı özellikle bu coğrafyada pek sık denk gelmediğimiz bir devamlılık.

9

Peki bu sürekliliği paydaşlarınız ile nasıl tesis edersiniz? Anadolu Efes’in sponsorları arasında 20 seneyi aşkın süredir aynı partnerler bulunuyor.

10

Bunlara 10 seneyi aşkın süredir aynı üçüncü partilerden hizmet almayı da ekleyelim. 

Global markalara hizmet verdiğim ajans deneyimimden yola çıkarak, sektörde dünya markalarının uzun sürelerle aynı ajanslar ile çalıştığında ortaya çıkan başarılara gıpta ile bakıldığını söyleyebilirim. Bunu ülkemizde yapabilen nadir kurumlardan biri olarak Anadolu Efes’in fark yaratması doğal.

Sahadan yönetime, destekleyenlere ve pek tabii ki taraftarlara kadar istikrarlı şampiyonlukların ardında çok farklı etmenler görüyoruz ve ilham veren bu başarılarınızın devamını bekliyoruz.   

Bu yazı Halim Tansuğ tarafından yazılmış ve 9 Haziran 2021 tarihinde GQ Türkiye’de yayınlanmıştır:
https://gq.com.tr/gq-sports/10-maddede-anadolu-efesin-euroleague-ve-basketbol-super-lig-sampiyonluklari

33. Avrupa Kadınlar Artistik Jimnastik Şampiyonası

17-20 Aralık arasında 33. Avrupa Kadınlar Artistik Jimnastik Şampiyonası Mersin’de yapılacak. Avrupa Şampiyonası’na büyükler kategorisinde 46, gençler kategorisinde 42 olmak üzere 88 jimnastikçi katılıyor.
Bizim için çok heyecan verici olan bir tarafı var bu Şampiyona’nın. Zira Dilara Yurtdaş, Ece Yağmur Yavuz, Bilge Tarhan ve Cemre Kendirci, 16 yaşındaki dört milli jimnastikçimiz, ilk kez “büyükler” kategorisinde bir Avrupa Şampiyonası’nda yarışacaklar. 2018 yılında Glasgow’da yapılan Avrupa Şampiyonası’na “gençler” kategorisinde katılmışlardı. Türkiye Jimnastik Federasyonu Başkanı, eski milli jimnastikçi, Suat Çelen ile birlikte katıldıkları basın toplantısını bugün canlı yayında Instagram’dan seyrettim. Hepsi pırıl pırıl ve gayet kendilerinden emin genç insanlar. Erken yaşta başlanılan bu sporda, bu şampiyonada alacakları derecelerden bağımsız olarak, dördü de gönüllerimizde şimdiden altın madalyalarını aldılar…Milli takımın en tecrübelisi ise 30 yaşındaki Göksu Üçtaş Şanlı. Tıpkı erkek milli takımımıza “ağabeylik” eden 40 yaşındaki, dünyanın aktif en yaşlı jimnastikçisi olan, Ümit Şamiloğlu gibi, Göksu kaptanın liderliğinde ülkeyi en iyi şekilde temsil edeceklerdir bu gençler. Gönülden başarılar tüm sporculara, antrenörlerine, fizyoterapistlerine, masörlerine, mentörlerine ve tüm idari kadroya.

Fenerbahçe Yönetimi’nin CL öneleme ile geleneksel sınavı

Geçen sezon benzer bir başlık ile Şampiyonlar Ligi ve Fenerbahçe Yönetimi hakkında bir yazı kaleme almıştık. Kaldığımız yerden devam etmeden önce, geçen sezonun kısa bir değerlendirmesi: Galatasaray: CL’de çeyrek final, Lig Şampiyonu. Fenerbahçe: Uefa Kupası Yarı Final, Türkiye Kupası ve Lig ikinciliği. Bu resme baktığınız vakit hangi kulübü yönetiyor olmak istersiniz?
Öte yandan, Fenerbahçe aleyhine devam eden Yargıtay ve CAS’taki şike davaları da cabası. Her aklı başında Fener taraftarı için kabak tadı vermiş olduğu aşikar bir yönetim ile yola devam ediyoruz. Kongre üyeleri besbelli muhterem Başkan ve Yönetim Kurulu için hala olumlu düşünüyorlar. Olağanüstü Kongre toplayacak yeter sayıda imza toplanmaması bu görüşü doğrular nitelikte. Anlaşılan Fenerbahçe camiası tıpkı Başbakan gibi “sandıkla gelen sandıkta gider” şiarina tutku ile sarılmış vaziyette. Demokratik herhangi bir ortamda, yönetime tepki dile getirmek örf ve adetlerimizi yaralayacak mıdır? İmza toplamak veya gazeteye tam sayfa ilan vermek amaçlı para toplamak mazallah düşüncesi bile herhalde büyüklere saygısızlık mıdır?
Ezcümle, Temmuz başı sezon açıldı. Yine bir CL önelemesi geldi çattı. Ve yine yeniden Fenerbahçe takımı hala transferini tamamlamadı. Yabancı olarak kalacaklar ve gidecekler üzerine spor medyası her gün toto oynayabiliyor şükürler olsun. Yeni bir toto sahibi daha olduk. Cardozo mu Emenike mi? Bu saatten sonra, yine bir CL öneleme turu rövanş maçında “oyuna kurtarıcı olarak Murat Hacıoğlu’nu alan zihniyeti” kınamak içinden gelmiyor insanın. Günün sonunda, bazıları PSV maçını seyredemeyecek kadar tutkularını yitirdiler bile.
Camia tam kendi değeri ile bir noktaya gelebilecek derken, onu da kovarak Teknik Direktör olarak en iyisinin kendisi olduğunu belleklere bir kere daha kazıyageldi Başkan. Şimdi bu efsane Başkan döneminde, en çok Galatasaray şampiyonluğu yaşamak dışında bir yeni rekorun daha sahibi olacağız: CL öneleme turunda en çok elenen Başkan.
Ya ya ya şa şa şa
Aziz Başkan artık bizi bıraksa!

20130728-093208.jpg

OBRIGADO ALEX DE SOUZA

OBRIGADO ALEX DE SOUZA

Türkiye’ye geldiğinden beri taraflı tarafsız herkesin sevgi ve saygısını kazanmış bir sporcu.
Attığı goller ve verdiği gol pasları ile hatırlanacağı kadar elbet saha dışındaki ağırbaşlılığı da unutulmayacaktır. Ona saygımdan ve evrensel standartlarda büyük bir sporcu olduğundan anadilinde portekizce yazabilmek isterdim bu yazıyı. Her zaman bu taraftar onu hatırlayacaktır. Kazandırdığı kupalar için belki ama ve kaybederken verdiği olgun tepkileri ile de…

With almost one million followers on Twitter, he is arguably one of the most talented football players Brazil has ever produced. He was born in Curitiba in 1977. He has three children and two of them are currently going to school in Istanbul. After winning the Brazilian League title with Cruzeiro in 2003 he was announced to join Fenerbahçe in 2004. Some of the most prominent columnists of the Turkish daily papers literally mocked about his potential signing, claiming he was topping Real Madrid’s transfer list and went as far as stating that the Fenerbahçe reporters are making fun of the Fenerbahçe supporters by making such news “just to increase the sales” of their papers. Basically, the Turkish football was already rocking before ALEX DE SOUZA started wearing the yellow-dark blue jersey.
He finally landed to Istanbul Airport and spent more than 8 glorious seasons with the club.
He won three Turkish League titles, took Fenerbahçe to four Turkish Cup Finals and after a 29 years drought, he won the Turkish Cup last year. He was the top scorer twice and was also assists leader of the UEFA Champions League in 2007-2008. Under Zico’s direction he took the team to the quarter finals the very same season which was unprecedented in Fenerbahçe’s 105 years history. Alex owns a box at the stadium looking down to one of the corner kick spots where his wife and friends come to watch him at each home game. Usually when he scored a goal, he went straight to that corner and that entire section worshipped him as if he was GOD singing :”ALEX ALEX ALEX ALEX ALEX!!!”
Alex was known for his soft nature in the field. The defenders could only stop him tackling harshly. He was the captain of the team for more than 6 years. During his Fenerbahçe career he was red carded only two times reacting to the never ending injuring tackles.
While Juninho of Olympique Lyonnais was still playing his free-kick goals reminded some football columnists the same talent his Brazilian countryman possesed.
He was compared to the club’s legends such as Lefter Küçükandonyadis and Can Bartu. To illustrate this point, few weeks ago, Fenerbahçe fans inaugurated his sculpture, at a park, behind the Şükrü Saraçoğlu Stadium 50 feet away from Lefter’s. He scored his last official goal versus Olympique de Marseille in the UEFA Europa League. And played his last game on Saturday evening versus Kasımpaşa after being substituted by Aykut Kocaman whom “the top scorer” title in the club history may remain forever because he sacked ALEX(he was chasing Kocaman,4 more goals were enough for the Brazilian)this morning. Actually since his arrival the former striker and Team Sports Director Aykut Kocaman kept explaining why Fenerbahçe should learn to adapt the post-Alex era. Kocaman tried countless times removing Alex from the starting line-up, however each time he had to give up due to the ineffective and poor offensive play. Last month, he did not call Alex to the Spartak Moscow Champions game line-up and Alex went ahead and criticised the coach of being jealous. The Fenerbahçe top management including Aziz Yildirim(President of the Club) could not manage this ever increasing tension between the two. At a home game,due to a ban of all men, where only the women and children fans were allowed, all the fans started cheering : “Kocaman tell us, where is Alex?”. The President stepped into the pitch and took a microphone to intervene: “to stop this way of protesting” and “keep defending Fenerbahçe’s interest that are above any player”.
Around 5.30pm(Turkish local time) this afternoon Fenerbahçe fans around the world got the news. Alex and Fenerbahçe mutually terminated the contract. Lot could be said and written about this sportsman and gentleman. Not much will bring him back to the club and to the pitch.
After his first title in 2005, with a bunch of friend, we went to the night club where the team was partying. I saw him next to his adorable wife(who was the daughter of the Coritiba’s President, Alex’ first pro team). I asked for his signature. He signed my jersey which I will surely pass on to my son. However I will never be able to explain in greater details his intelligence and sportsmanship on and off the pitch. He was truly a LEGEND.
LEGENDS LIVE FOREVER.

OBRIGADO ALEX DE SOUZA!

20121001-202440.jpg

Aykut Kocaman’ın hedefleri

Önce jimnastik yaptınız. Vücudunuz elbet her tür spor branşı için hazır bir form aldı.
Sonra futbol oynamaya başladınız. Yıllarca Fenerbahçe’de ve Milli Takım’da oynadınız.
Türkiye’de bir futbolcunun gelebileceği en üst mertebelere geldiniz.
Futbolu bırakıp,tutkunuzun arkasından koşmaya devam ederek Teknik Direktör oldunuz. İstanbulspor, Konyaspor, Ankaraspor gibi takımları çalıştırdıktan sonra Fenerbahçe size transfer teklif etti. Sportif Direktör olarak sizi bünyesine katmak istedi. Bu sayede emrinizde bir sene Christoph Daum gibi Türkiye’de futbol dengelerini çok iyi bilen biri çalıştı.
Ertesi sene Herr Daum gitti, Teknik Direktör olarak sahaya indiniz.
İlk iki sezonunuzda bir Türkiye Şampiyonluğu, bir ikincilik bir de Türkiye Kupası kazandınız.
Üçüncü sezonunuzun başında takımın hedeflerinden en mühimi olan Şampiyonlar Ligi’ne katılma hakkını elde edemediniz. Avrupa Ligi’ne katılabildiniz. Her daim elinizde sınırsıza yakın harcama yetkisi var.
Size sormak isterim:
Yukarıdaki tarife uygun kişi kendiniz olduğunu tasavvur edin birkaç dakika.
Hedefleriniz neler olurdu?
Tabii ki Avrupa’da takımınız ile gidebileceğiniz en yüksek seviyeye çıkmak isterdiniz.
Bu yukarıda yapılan tarifi taşıyan bir profili Fenerbahçe bünyesinde bulmuştur.
Aykut Kocaman; yukarıdaki profili taşımanın yanı sıra, Alex de Souza, Meireles, Sow, Krasic, Stoch, Kuyt, Topal gibi isimler sayesinde her yarıştığı kulvarda ona alternatifler sunan kadrosuyu da kurmuştur.
Tüm bunları gözden geçirdiğimizde “Kocaman’ın hedefleri küçük” olması gibi bir tartışma anlamlı olabilir mi?

20120921-102845.jpg

2014 Brezilya Yolunda

Bu akşam Türkiye A Milli takımı ilk maçına çıkıyor.
Rakip Hollanda.
Müsabakanın oynanma sebebi: 2014 yılında Brezilya’da organize edilecek olan Dünya Kupası’na katılacak takımlardan birisi olabilmeye hak kazanmak.
Daha önce finallere gitmek gibi bir başarıyı ülke tarihinde iki kere gerçekleştirebildik. 1954 ve 2002 yıllarında. Bizim kadar genç nüfusa sahip olan bir memleket için 2014 Brezilya finallerinde sahne almak 1995 sonrası doğan futbol severlerin hakkıdır.
Oynayacağımız stadyumda, hala “gurbetçi” diye tabir ettiğimiz birçok vatandaşımız seyirciler arasında olacaklar. Adeta “yarım deplasman” sayılan ülkelerden birisinde bu elemelere başlıyor olmak bir avantaj teşkil edebilir.
Bu maçtan hemen dört gün sonra, Estonya ile İstanbul Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nda oynayacağız. Buradaki tuzak bu tarz yüksek motivasyon gerektiren maçlardan sonra yaşanan düşüşlerdir. Futbolcular böyle maçlara kendiliğinden kolay motive olabilirler. Peşi sıra gelen Estonya gibi rakipler karşısında aynı motivasyon kaynaklarını bulmakta her zaman başarılı olamazlar. Bu dört günlük sürede, Guus Hiddink gibi bir futbol ustası ile yolları ayırdıktan sonra, Abdullah Avcı ile devam eden takımımız ilk önemli sınavlarını verecek. Kadromuzda Atletico Madrid ile kazandıkları Süper Kupa’nın morali ile gelen Arda Turan ve Emre Belözoğlu’nun yanı sıra, Almanya futboluna damga vurması beklenen Mehmet Ekici ve Sercan Saraer gibi oyuncularımız var.
Mehmet Ekici verdiği röportajlarda ne kadar mütevazi olduğunu gösterdi. Bu akşamdan başlayarak sahadaki futbolu ile büyümesi, yenilenmiş bu kadroda fark yaratanlardan birisi olması sürpriz olmayacaktır.
Umut Bulut’un fizik kondisyon olarak hazır olması ve sezona çok iyi başlangıç yapmış olması bu iki maç için lehimize gözüken diğer faktörler.
Abdullah Avcı ve ekibi bu akşam alınacak neticeye müteakip, dört gün sonrasına takımı tekrar motive etmek gibi bir zorluğun üstesinden gelebilecek midir? Şüpheli olduğum konu tam bu nokta, zira alınacak galibiyet veya mağlubiyet sonrasında Estonya maçında olası bir puan kaybı bizi başladığımız noktaya geri getirir. Bu akşamı “ya hep ya da hiç” maçı gibi algılamadan oynayabilmek ve dört gün sonrasına mental ve fiziksel olarak hazır çıkmamızı diliyorum.
Geçmişte Milli Takımın bu dört günlük süreçlerdeki sicili çok başarılı olmadığından beklentileri çok yüksek tutmamak doğru olabilir.

20120907-174231.jpg

Ediz Bahtiyaroğlu’na veda

 

Türk Sporu için çok acı bir gün. 26 yaşındaki Eskişehirspor futbolcusu Ediz Bahtiyaroğlu dün akşam evinde geçirdiği kalp krizi sonrası vefat etti. Dünkü idmanda kendisini yorgun hissettiğini söyleyerek evine dönüyor. Evde fenalaştıktan sonra çağırılan ambulans ile gelen sağlık görevlilerinin müdahelelerine rağmen genç sporcu hayatını kaybediyor. Eski ve mevcut takım arkadaşları, antrenörleri, idarecileri daha mühimi ailesi için yeni bir hayat başlıyor bugün. Çok sevdikleri Ediz artık yok.

Sporcu sağlığı için yazılabilecek çok şey var. Özellikle son yıllarda artan futbolcu ölümleri kafaları karıştıracak cinsten. Eskişehirspor özelinde ise vefat eden ikinci faal(1985 yılında Milli Kaleci Sinan Alaağaç) futbolcu idi Ediz. Bir daha dünya üzerinde hiçbir yerde bu tür ölümlerin yaşanmamasını dileyelim. Sözün bittiği bu anlarda insan geride kalanlara sabır ve iyilik dilemekten başka bir şeyler yapabilmek istiyor.

En temel refleksimiz şunu sorgulatıyor, kullanılan bunca performans arttırıcı ilaç ve artan sporcu ölümleri arasındaki ilişki yeterince araştırılıyor mu? Edizi’in vakasında yapılan check-uplarda herhangi bir anormal bulguya rastlanmadığı söyleniliyor. Ancak çeşitli ülkelerde yaşanan futbolcu ölümleri artık tesadüf olabilecek seviyeyi geçti. Bu konunun takipçisi olacağız. Işıklar içinde uyu Ediz.

Paralimpik Oyunlar’a Aziz ve Muhterem Turk Spor Medyasinin yaklasimi

Türkiye Londra 2012 Olimpiyatları’na 114 sporcu ile katıldıktan sonra şimdi Paralimpik Oyunlar’a 67 sporcu ile katılıyor. Spor Bakanı Londra’da iki hafta boyunca TRT’de adeta bir yorumcu kadar sık ekranlarda boy gösteriyordu. Başbakan canlı yayında voleybolcuları ve atletlerimizi telefonda tebrik ediyordu. Yazılı ve görsel basın neredeyse “orantısız bir güç” kullanacak kadar rağbet etmişti Türk kafilesine. Sporcularımızın Londra’da türk yemekleri bulabildikleri restoranlarda çekilen fotoğraflarını bile görmüştük çok şükür.Hatta Derya Büyükuncu’nun altıncı kere üst üste olimpiyata iştirak etmesine büyük Türk düşünürü Nihat Doğan bile dahil olmuştu. Ezcümle, hangi gencin sportif algısına hizmet edeceğini halen anlamaya gayret ettiğimiz hatrı sayılır bir kamuoyu oluşturulmuştu. Ve tahmin edeceğiniz gibi şu anda Paralimpik Oyunlar devam ederken korkutuğumuz gerçekleşti. Paralimpik Oyunlarda yarışan sporcularımızın aldığı dereceler ve günün programlarını bulamadığımız gibi, spor gazetelerinde bile alınan madalyalar en ufak köşelerde yer alıyorlar. 2020 İstanbul Olimpiyatları aday olduğumuz şu günlerde, verdiğimiz en onemli sınav bence Paralimpik Oyunları halkımıza nasıl aktardığımız değil mi? Ortak bir spor bilinci, tabana yayılabilmiş bir spor kültürümüz olmadığı sürece, NASA Curiosity projesini geçerek İstanbul 2020 Oyunları’nı uzayda düzenlemeye aday olalım özünde arpa boyu yol katedemiyoruz.
Londra’da Begül Löklüoğlu ilk 16’ya kalamadı. Hangi dalda yarışmıştı? Londra 2012 Olimpiyatları sonrasında kendisini neler bekliyor? Yine Londra’da madalya alan sporcularımız icin kaç kurban kesildi, kaç adet Cumhuriyet Altını, kaç adet ev sahipleri oldular, memleketlerinde ne kadar (az,orta,çok) coşku ile karşılandılar dışında ne tür haberler okuyabildik?
2008 Pekin Olimpiyatları’nda Türkiye adına kaç sporcu yarıştı? Hangi dallarda kimler madalyalar kazandı hatırlayabiliyor musunuz?
Paralimpik Olimpiyatlar’da golbol takımımız şimdiye kadar oynadığı tüm maçlarını kazandı. Peki golbol nedir acaba? Herhangi bir gazetede açıklayan oldu mu?

20120903-112422.jpg

Türk Lokumu mu derler?

Avrupa kupalarında son senelerdeki istikrarsız çizgimizi sürdürüyoruz.
Maalesef, Bursaspor ve Trabzonspor’un elenmelerinden sonra sadece iki takım ile devam edebiliyoruz. Evvelsi akşam Galatasaray’ın ve dün de Fenerbahçe’nin rakipleri belli oldu.İki gündür anaakım spor basını veya bir başka tabirle QTM(quality Turkish media), bu kuralar hakkında her zaman olduğu gibi derin!!! analizler yapmak ile meşgul. Bunlara Fenerbahçe kanadından gelen “hedef UEFA’da final” gibi talihsiz popülist demeçleri de eklemek mümkün. Ünal Aysal’ın daha gerçekçi bakış açısını bir kenara not ettik. Kura için yorumunu sorduklarında, hiç değilse: “Bu konuya tabii ki taraflı yaklaşırım, biz grubu lider bitiririz,bu soruyu başka bilen yorumculara sorun lutfen” diye yanıtladı. Gruplarımızda en alt torbadan gelen takımlar dahil, tüm rakiplerimizin temsilcilerimize ne derece zorlu altışar maç yaşatacaklarına hep beraber tanık olacağız. Ancak futbol basınımız, Videoton’dan ders almamış veya Avrupa maclarında mazimiz her grubu lider bitiren takımlarımızdan geçilmiyormuş edasında rakiplere tepeden bakmaya devam ediyor. Üstelik UEFA ülke puanlamasında Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile çekişir duruma gelmiş noktada bir ülkenin futbol basını bu üslubun sahibi…Bir milyar dolara varan futbol sektöründen dem vuran yayıncı kuruluşun Avrupa’da onikinciliğe kadar gerilemiş olmamızı ne kadar önemsediğine emin değilim. Bundan daha şok edici olanı, şayet Fenerbahçe rakibi AEL Limassol karşısında gerekli puanları alamazsa Guney Kıbrıs’a da geçilebileceğiz, ve 2014-2015 sezonunda Lig Şampiyonumuz Şampiyonlar Ligi’ne katılabilmek için artık ön eleme oynaması gerekecek. Tüm bunların ışığında burası hala “Süper” bir Lig diye adlandırılmasın artık. Yeni bir isim önermek taraftarlara düşebilir. Çarşı belki yaratacılığını kullanabilir mi?
Temsilcilerimizin çektiği kuraları sizlere sormak istiyoruz. Bu kuraları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hatırlatmak gerekirse:
Lig Şampiyonumuz Galatasaray Şampiyonlar Ligi’nde yer alıyor.
İngiltere’den Manchester United, Portekiz’den Braga,Romanya’dan Cluj 1907 ile karşılaşacak.
Lig İkincisi Fenerbahçe ise Avrupa Ligi’nde oynayacak.
Fransa’dan Marsilya, Almanya’dan Borussia Moenchengladbach, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nden AEL Limassol takımlarıyla eşleşti.