Fenerbahçe Yönetim(sizliğ)i ve Şampiyonlar Ligi

Dün akşam, Aziz Yıldırım döneminin eksi hanesine yazılacak bir futbol gecesi daha yaşadı Kadiköy’ün sakin seyircileri. Acaba alışkanlık mı yapıyor bünyelerine?
Sanki maç öncesi Fenerbahçeli ve Rus seyirciler arasında yaşanan XXI.Kırım Savaşı’nda yeterli derecede deşarj olmuşlar ve maçın son düdüğüne müteakip tepki verecek mealleri kalmamıştı.
Zira Türk Polisi’nin Fenerbahçeli taraftarlar üzerinde geleneksel biber gazı kullanım haftası kutlamalarında bir hayli yorulmuş olabilirler.
İçeride üç tane şampiyonluğu son haftada kaybeden Aziz Yıldırım yonetimi, yeni bir başarısızlık halkası daha ekledi özgeçmişine:
Dördüncü kere Şampiyonlar Ligi ön eleme turunda elenmek.
Üç şampiyonluk kaybetmek ile mukayese edince bu yeni halka, bardağın dolu tarafından bakanlar için çok büyük başarısızlık olarak addedilmeyebilir.
Ancak başarı ve hedef odaklı bir müteahit olan Aziz Yıldırım’ın yakın geçmişteki iddıalarını kısaca hatırlayalım.
Yıllardır sürekli tekrar etmekten imtina etmediği:
1- “Dünya Kulübu olacağiz.”
Teknik Direktör Luis Aragones geldikten sonraki demeci:
2- “Disiplinli, çok koşan, mücadele eden, orta sahada savaşan bir Fenerbahçe yaratacağım.”
İki sezon evvel kanal kanal dolaştığı sezon başı unutulmayan açıklaması:
3- “Üç sene üst üste şampiyon olacağız”
Her ne kadar efsane Başkan değinmemiş olsa bile, Şampiyonlar Ligi’nde sürekli başarı sahibi olmak bu demeçlerin satır aralarından çıkartılabiliyor.
Dün akşama geri gelirsek, Kurbağlıdere’nin kurutulamamasından dolayi!!!, Şükrü Saraçoğlu’nun Papazın Çayırı’nı andıran bozuk zemininde, Fenerbahçe’nin tecrübeli ayakları bu tip final maçlarından başı dik çıkamama sorununa yine çare olamadılar.
Tıpkı Dinamo Kiev, Feyenord ve Young Boys gibi Spartak Moskova takımı da Sarı-Lacivertli camiayı yalın bir gerçekle yüzleşmeye davet ediyordu. Nedir peki bu yalın gerçek? Fenerbahçe Yonetimsizligi diye tanımlanabilecek yeni bir sendrom.
Dinamo Kiev maçında rövanş maçının son yarım saatinde gol umudu olarak oyuna Murat Hacıoğlu’nu dahil etmek ile başlayıp dün gece Selçuk Şahin’i günah keçisi ilan etmek ve Alex-Aykut Kocaman krizi gibi sebepler bu sendromun sadece gözüken kısımları.
Makro ölçekte incelendiğinde Teknik Direktörler ve oyuncu kadrosu değişti ama Aziz Yıldırım hep denklemde sabit.
Aziz Yıldırım yönetimlerinin ısrarla tekrar ettikleri hataları artik sokaktaki çocuk bile farketti.
Fenerbahçe dört kere Şampiyonlar Ligi’nden elenmesinde de, Mayıs ortasında belli olan ön eleme turu takvimi için hiçbir zaman tam kadro ile sahaya çıkamadı. Ya sezonu geç açıyordu ya da transferleri geç yapıyordu.
İnşaat sektöründe proje yönetimi için bile kullanılan temel yazılım programları kapsamında artık hangi iş kalemini hangi tarihe yetiştirebileceğinizi planlamak mümkün.
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ve yönetimleri dördüncü kere bu planlamayı mayıs ayından ve daha öncesinden yapmadıkları için hazır olmayan bir kadro ile sahada idi dun çubuklular. Nitekim dün tur geçilse idi Meireles veya Essien kalibresinde bir orta saha oyuncusu ile takviye etmeyi planliyorladı bu mevcut kadroyu.
Aziz Yıldırım ve yönetimleri tarafından cevaplanması gereken birkaç basit soru daha var tabii.
Bu seviyede profesyonel sporcular için olmazsa olmaz bir unsur olan mentoring sistemi acaba kuruldu mu? veya ne zaman kuruldu?
Denizli’ye 2006 senesinde son macta kaybedilen şampiyonluktan beri bu kadar çok lig şampiyonluğu, artı kupa finali ve şampiyonlar ligi ön eleme turu(geçen sene Avrupa Ligi play-off turunda elenilen PAOK da cabası) kaybediliyor olması bir tesadüf müdür? Bu takıma bilimsel olarak psikolojik bir destek sağlanıyor mudur?
Fenerbahçe profesyonel futbol takımına Aziz Yıldırım geldiğinden beri transfer için harcanan her 100 doların 1 doları altyapi fonuna aktarılsa idi bu takıma Selçuk Şahin gibi oyuncuları yetiştirmek mümkün olur muydu? olamaz mıydı? Bununla ilintili olarak Afrika ve Güney Amerika Ligleri yanı sıra Türkiye’de mahalli ligleri tarayabilen scouting sistemi var mıdır? varsa ne zaman getirildi?
Belki de dun akşam takımın kaptanı Alex de Souza oyuna girerken tüm taraftarlar “I love you Alex” diye bağırmak için sosyal medya üzerinden önceden organize olmuşlardır.Murat Özaydinli bunu araştırdı mı? Neden tıpkı Gaziantep maçında olduğu gibi Aziz Yıldırım “anons darbesi” yaparak seyircileri susturmadı?

20120830-225434.jpg

2012-2013 sezonunda Avrupa’da Türk Takımları ve rakipleri

Türk takımlarının yarın akşam itibarı ile bu sezon kaç takımla Avrupa Kupalarına devam edeceği belli olacak. UEFA Kupası 2. ön eleme turunda, Eskişehirspor’un Olympique de Marseille’e elenmesi ile şimdilik dört takımımız kaldı. Bir evvelki turda oynadığı iyi futbolla beklentileri yükselten Ersun Yanal’ın takımı erken sayılabilecek şekilde elendi. Şayet Batuhan Karadeniz ve Yanal arasındaki kavga takım içinde huzursuzluk yaratmasaydı, acaba formsuz OM karşısında turu geçebilirler miydi sorusu zihnimizde her zaman gidip gelecektir.
Olympique de Marseille Eskişehirspor karşısında başlayan cıkışını Ligue 1’in ilk üç macını kazanarak devam ettirdi. Ama bunun kalıcı bir başarı olmasını beklemiyoruz. Zira Ancelotti’nin PSG ile ilk üç maç aldığı beraberlikler sonrası takıma yeni gelen transferlerin adaptasyon surecini hızlı aşması ile üst üste başarılı neticeler gelecektir.
Eskişehirspor’un elenmesi sonrasında geriye kalan dört temsilcimizden ilki, Avrupa arenasındaki en tecrübeli ve başarılı temsilcimiz olan Galatasaray. Lig şampiyonumuz oldukları için otomatik olarak Eylül ayında müsabakalarına başlayacaklar. En prestijli kupa olan Avrupa Şampiyonlar Ligi’nde sahne alacaklar.Taraftarlarının bu kupayı ve getirdiği heyecanı ne kadar özledikleri rekor sayıda aldıkları kombine biletlerden anlaşılabiliyor.Transfere ayırdıkları yüksek bütçe, Lütfi Ariboğan’ın CEO olarak atanması, Fatih Terim’in tükenmeyen hırsı ile bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde en azından bir çeyrek final hedefi ile yola çıktıklarını düşünüyorum.
Kaderin cilvesi mi bilinmez, bu sene ilk defa ruh ikizleri ile Şampiyonlar Ligi’nde birlikte oynamanın eşiğine geldiler. Fenerbahçe bu akşam, geçen hafta Moskova’da 2-1 yenildiği maçın rövanşında, Rus temsilcisi Spartak Moskova’yı saf dışı bırakması halinde Avrupa’nin en prestijli futbol arenasına üç sezon sonra geri dönüş yapacak. Alex’in tweetini fırsat bilen medyanın körüklediği Alex de Souza-Aykut Kocaman krizini geçici olarak rafa kaldırmak için iyi bir fırsat olabilir. Öte yanda, Aykut Kocaman’ın teknik alanda yapabilirlikleri hakkında şüphe duyanlara Aykut Hoca kalıcı bir cevap verebilecektir. Olası bir galibiyet sonrası Essien veya Meireles gibi yıldızlardan birisinin transferi de basında yazılıyor. Aziz Yıldırım son Süper Lig maçında, kendine has davranışlarından vazgeçmeyeceğini bir kere daha ispat edercesine, kadın seyircilerin tezahüratına yaptığı “anons darbesi” ile ülke gündemine oturmasını ozleyen hayranlarını kırmamış oldu. “Efsane Başkan” Şampiyonlar Ligi’ne katılmanın üzerine yarın açıklayacağı bomba transfer ile orta sahayı güçlendirecek, Aykut Hoca’ya vereceği “kurumsal!!!” desteği devam ettirecektir.
UEFA kupasında yoluna devam etmesini beklediğimiz temsilcilerimizden Bursaspor, Hollanda’dan Twente ile zor bir deplasman maçını önce kazasız geçmesi gerekiyor. Ertuğrul Sağlam kariyerinde daha once aldığı mağlubiyetlerden çıkardığı dersler ile bu sefer tuzağa düşmeyerek ilk yarı baskılı oynayacak rakibine direnç gösterebilecektir. Bursaspor’un Batalla ve Pinto gibi artık takımın vazgeçilmezleri arasında yer alan oyuncuları bu turu hakkederek geçecekler ve Avrupa Ligi’ne merhaba diyeceklerdir.
Aynı şekilde UEFA Kupası’nda, Avni Aker Stadyumu’nda ilk maçta beklenmedik bir beraberlik alan Trabzonspor da, Videoton karşısında, yarın akşam deplasmanda tur için gereken neticeyi alacaktır. Şenol Güneş ve oyuncuları içinden geçtikleri zor günlerin üstesinden gelebilmek adına kenetlenerek bu sınavı başarı ile verebilecek kapasiteye fazlası ile sahipler. Bunun ilk işaretlerini Elazığspor maçında görebildik. Alanzinho gibi dikine oynayabilen bir oyuncu ile Henrique ikilisi Trabzonspor’un buyuk kozları olacaklardir. Türk futboluna çok önemli katkıları olmuş olan Şenol Hoca’nın, bu sene başında kulüp bünyesinde yaşanan mini-kaosu doğru idare etmesi sayesinde, “öldürmeyen güçlendirir” vari bir şekilde, Trabzonspor’u iyi günlere taşıyacağını bekleyebiliriz.
Tum takımlarımızın rakipleri karşısında galip gelerek ihtiyacimiz olan ülke puanlarını toplamalarını ve bir üst turda kura şanslarının yanlarında olmalarını diliyoruz.

20120829-132820.jpg

Spor Toto Süper bir Lig mi?

Gölcük depremi yıldonümüne denk gelen akşam, Spor Toto Süper Lig tekrar perdelerini açıyor.Deprem sonrası nasıl Gölcük,Yalova,Avcılar aradan geçen bu kadar seneye rağmen yapısal anlamda doğru şekilde yeniden yapılanma stratejilerini hayata geçirmediyse benzer bir tablo Türk Futbolu için de geçerli. Nitekim, 3 Temmuz 2011 olarak futbol literatürüne demir atan süreç, yeniden yapilanma için fırsat mıdır diye bekleyenlerdendik. Sözde futbol ülkesi olan bu ülkeye, altın tepside gelen bu fırsatin tepilmemesi bir penaltıyı gole çevirmekten daha kolay olabilirdi. Ancak işin içine siyaset karışınca, Özel Yetkili Mahkeme devreye girince bir krizi daha fırsata dönüştüremedi futbol ailemiz. Peki bu haliyle bakılınca neresi bunun “Süper” bir Lig diye sormak istemiyor musunuz?
Süper Kupa musabakasının henüz teri kurumadan, PFDK’na sevk edilen nurtopu gibi birer adet Kulüp Başkanı, Teknik Direktör ve Futbolcu sahibi olduk bile. Bu kadar çok kavganın olduğu bir ortamda, ne derece “Süper” bir ortam oluşucak diye beklenir?
Yayıncı kuruluş ise bakiyorum tüm PL maçlarını naklen vermeye devam ediyor. İnsanın aklına ilk gelen sual şu oluyor: acaba “Spor Toto Süper Kavgalı Lig” yerine Premier League için ayrı bir paket satıyor olsalar idi nasıl bir talep oluşurdu? Sezon boyunca ağır çekim oynanan yerli futbola dayanamayıp, birçoklarımız La Liga ve PL maçlarını seyretmeyi tercih etmiyor mu? Ülkemizde hiç bitmeyen bu kördöğüşü nicedir kabak tadı vermedi mi? Taraftarların kimileri, kendi kulüplerinin duruş ve karakter degiştirmesinden son derece rahatsız olduğu için, kendi takımının kazanmasına değil, ezeli rakibinin yenilmesine sevinir hale geldi.
Bardağın dolu tarafına bakacak olursak iyi şeyler de olacaktır. Mesela, Muhammet Demirci, Oğuzhan Özyakup, Mehmet Akgün, Olcay Şahan, Batuhan Karadeniz, Mustafa Pektemek, vb…gibi isimleri ile yakından takip edip sürpriz yapmasını beklediğim takım, Besiktas Jimnastik Kulübu olacak.Hakiki bir yeniden yapılanma için kendi inandıklari bir yola girdiler. Holosko gibi üretken bir oyuncunun yıllık alacağını 2 milyon Euro gibi bir ücretten, 1.1 milyon Euro gibi hatrı sayılır şekilde düşürmeyi becerdiler. Keşke bu güzide kulübümüz Olimpiyatlar’a milli jimnastikçiler göndererek halkımızın gönlünde taht kurmayı da gelecekteki planları arasına almış olsaydı. Yine de bu kulubün Süper Lig’e bir renk katmasını çok heyecanla bekliyor olacağız.Kolej takımı ruhu bizim gönüllerimizde şampiyon olacak olan takımdır.Metin-Ali-Feyyaz güzellemesine her zamandan daha çok ihtiyacı var bu ülke futbolunun.Lütfen birileriniz ruh çağırmayı biliyorsa yardımcı olur musunuz?

20120829-132146.jpg

Olimpiyatlar ve Futbol

Olimpiyatların zihinde ve kalpte biraktığı tadın üstüne “başka gül koklamak” istemiyorduk. Aynı sendromu İngilizler de yaşıyorlarmış.Hatta, “futbolu ne durdurabilir acaba?” konusunu medyada tartışmaya başlamışlar. Süper Kupa finalinin, Olimpiyat kapanış merasimine denk gelmesi adeta pekiyi oldu. En azından seyretmedik Süper Kupa gibi bir garabeti.
Nitekim okuduklarımızdan anlaşılan yine hakemin ve onun üzerine yürüyen oyuncuların öne çıktığı bir müsabaka olmuş. Oysa, Basketbol Erkekler Finali’nde İspanyollar ile Amerikalılar arasında, maç sırasında yaşanan gerginlik, maç sonrasında herkesin birbirini tebrik etmesine bırakıyordu. Aynı şekilde, Nicolas Batum çeyrek finalde İspanya maçının sonlarına doğru otokontrolünü kaybedip, çıkarttığı olay hakkında, maç sonrasında twitter’dan özür dileyecek kadar sporun kazanmak için “her yol mübahtır” felsefesi üzerine kurgulanmadığını hatırlatıyordu.
İsviçre milli maçında, maç bitiminde rakip oyuncuların olduğu çıkış tüneline “saldırın” diye işaret eden Fatih Terim’in veya yaklaşık yirmi senedir Yılmaz Vural gibi futbol adamlarının aşıladığı agresif tavırların tribünlere nasıl sirayet ettiğini biliyoruz. Devletimizin senelerdir “bırakınız yapsınlar” siyaseti güttüğü ve büyümesine müsaade ettiği futbol terörü kitleleri futboldan soğuttu. Londra 2012, amatör sporların yükselişi adına, futboldan rol çaldı umudunu taşıyoruz. Kadın sporcuların başını çektiği iyi niyetli bir hareket var. Doğal bir oluşumdan bahsediyoruz. Süreyya Ayhan, kadın basketbolcular ve voleybolcuların önderlik ettiği bir hareket..Eğer bunu gerçekten okullara yayabilirsek futbol yerine başka spor branşlarını da aynı heyecan ile konuşmaya başlayabiliriz. Medya ile sosyal medya bu doğrultuda etkin rol oynayacaklardır. Olimpiyatlar daha az aralıklar ile düzenlensin diye bir hareket de biz mi başlatsak?

20120829-132241.jpg

Spor Kültürü

“Fizik Kultur” derlerdi eskiler.
Şimdi bazen kondisyon deniliyor. Veya ağırlık, fitness gibi terimler var.
Sporun her dalında gereken fiziksel kuvvetlendirme çalışmalarına çeşitli adlar veriliyor.

“Spor kültürü” ise bizim onlarca yıl geçse bile hala içselleştirmekten uzak olduğumuz bir terim.
Hepsinden öte, ülkede en popüler olan spor dalı futbolda, hala sahaya yabancı maddeler yağan tribünlere oynanıyor müsabakalar.Federasyon küfür ve futbol terörünün önüne geçmek için hummalı çalışmalar yürütüyor.

Bir de “altyapı” diye sıkça işittiğimiz bir konu var. Gerek medya bunu yazar, gerek federasyonlar projeler ile kamuoyunu bilgilendirmeler yaparlar, gerekse devlet adamlarımız bütçelerini açıklarlar. Ve lakin neden bir türlü spor kültürü sahibi olamayız? Ve futbol terörü en az otuz yıldır çözümlenemez?
Buradan hem bu ve türevi soruları irdeleyeceğiz hem de sporun her dalını takip edeceğiz.
Sporcular gibi her zaman nefes nefese bize yetişmeye gayret edeceğiniz bir dünyaya hoşgeldiniz…

20120829-132722.jpg