Fenerbahçe Yönetimi’nin CL öneleme ile geleneksel sınavı

Geçen sezon benzer bir başlık ile Şampiyonlar Ligi ve Fenerbahçe Yönetimi hakkında bir yazı kaleme almıştık. Kaldığımız yerden devam etmeden önce, geçen sezonun kısa bir değerlendirmesi: Galatasaray: CL’de çeyrek final, Lig Şampiyonu. Fenerbahçe: Uefa Kupası Yarı Final, Türkiye Kupası ve Lig ikinciliği. Bu resme baktığınız vakit hangi kulübü yönetiyor olmak istersiniz?
Öte yandan, Fenerbahçe aleyhine devam eden Yargıtay ve CAS’taki şike davaları da cabası. Her aklı başında Fener taraftarı için kabak tadı vermiş olduğu aşikar bir yönetim ile yola devam ediyoruz. Kongre üyeleri besbelli muhterem Başkan ve Yönetim Kurulu için hala olumlu düşünüyorlar. Olağanüstü Kongre toplayacak yeter sayıda imza toplanmaması bu görüşü doğrular nitelikte. Anlaşılan Fenerbahçe camiası tıpkı Başbakan gibi “sandıkla gelen sandıkta gider” şiarina tutku ile sarılmış vaziyette. Demokratik herhangi bir ortamda, yönetime tepki dile getirmek örf ve adetlerimizi yaralayacak mıdır? İmza toplamak veya gazeteye tam sayfa ilan vermek amaçlı para toplamak mazallah düşüncesi bile herhalde büyüklere saygısızlık mıdır?
Ezcümle, Temmuz başı sezon açıldı. Yine bir CL önelemesi geldi çattı. Ve yine yeniden Fenerbahçe takımı hala transferini tamamlamadı. Yabancı olarak kalacaklar ve gidecekler üzerine spor medyası her gün toto oynayabiliyor şükürler olsun. Yeni bir toto sahibi daha olduk. Cardozo mu Emenike mi? Bu saatten sonra, yine bir CL öneleme turu rövanş maçında “oyuna kurtarıcı olarak Murat Hacıoğlu’nu alan zihniyeti” kınamak içinden gelmiyor insanın. Günün sonunda, bazıları PSV maçını seyredemeyecek kadar tutkularını yitirdiler bile.
Camia tam kendi değeri ile bir noktaya gelebilecek derken, onu da kovarak Teknik Direktör olarak en iyisinin kendisi olduğunu belleklere bir kere daha kazıyageldi Başkan. Şimdi bu efsane Başkan döneminde, en çok Galatasaray şampiyonluğu yaşamak dışında bir yeni rekorun daha sahibi olacağız: CL öneleme turunda en çok elenen Başkan.
Ya ya ya şa şa şa
Aziz Başkan artık bizi bıraksa!

20130728-093208.jpg

OBRIGADO ALEX DE SOUZA

OBRIGADO ALEX DE SOUZA

Türkiye’ye geldiğinden beri taraflı tarafsız herkesin sevgi ve saygısını kazanmış bir sporcu.
Attığı goller ve verdiği gol pasları ile hatırlanacağı kadar elbet saha dışındaki ağırbaşlılığı da unutulmayacaktır. Ona saygımdan ve evrensel standartlarda büyük bir sporcu olduğundan anadilinde portekizce yazabilmek isterdim bu yazıyı. Her zaman bu taraftar onu hatırlayacaktır. Kazandırdığı kupalar için belki ama ve kaybederken verdiği olgun tepkileri ile de…

With almost one million followers on Twitter, he is arguably one of the most talented football players Brazil has ever produced. He was born in Curitiba in 1977. He has three children and two of them are currently going to school in Istanbul. After winning the Brazilian League title with Cruzeiro in 2003 he was announced to join Fenerbahçe in 2004. Some of the most prominent columnists of the Turkish daily papers literally mocked about his potential signing, claiming he was topping Real Madrid’s transfer list and went as far as stating that the Fenerbahçe reporters are making fun of the Fenerbahçe supporters by making such news “just to increase the sales” of their papers. Basically, the Turkish football was already rocking before ALEX DE SOUZA started wearing the yellow-dark blue jersey.
He finally landed to Istanbul Airport and spent more than 8 glorious seasons with the club.
He won three Turkish League titles, took Fenerbahçe to four Turkish Cup Finals and after a 29 years drought, he won the Turkish Cup last year. He was the top scorer twice and was also assists leader of the UEFA Champions League in 2007-2008. Under Zico’s direction he took the team to the quarter finals the very same season which was unprecedented in Fenerbahçe’s 105 years history. Alex owns a box at the stadium looking down to one of the corner kick spots where his wife and friends come to watch him at each home game. Usually when he scored a goal, he went straight to that corner and that entire section worshipped him as if he was GOD singing :”ALEX ALEX ALEX ALEX ALEX!!!”
Alex was known for his soft nature in the field. The defenders could only stop him tackling harshly. He was the captain of the team for more than 6 years. During his Fenerbahçe career he was red carded only two times reacting to the never ending injuring tackles.
While Juninho of Olympique Lyonnais was still playing his free-kick goals reminded some football columnists the same talent his Brazilian countryman possesed.
He was compared to the club’s legends such as Lefter Küçükandonyadis and Can Bartu. To illustrate this point, few weeks ago, Fenerbahçe fans inaugurated his sculpture, at a park, behind the Şükrü Saraçoğlu Stadium 50 feet away from Lefter’s. He scored his last official goal versus Olympique de Marseille in the UEFA Europa League. And played his last game on Saturday evening versus Kasımpaşa after being substituted by Aykut Kocaman whom “the top scorer” title in the club history may remain forever because he sacked ALEX(he was chasing Kocaman,4 more goals were enough for the Brazilian)this morning. Actually since his arrival the former striker and Team Sports Director Aykut Kocaman kept explaining why Fenerbahçe should learn to adapt the post-Alex era. Kocaman tried countless times removing Alex from the starting line-up, however each time he had to give up due to the ineffective and poor offensive play. Last month, he did not call Alex to the Spartak Moscow Champions game line-up and Alex went ahead and criticised the coach of being jealous. The Fenerbahçe top management including Aziz Yildirim(President of the Club) could not manage this ever increasing tension between the two. At a home game,due to a ban of all men, where only the women and children fans were allowed, all the fans started cheering : “Kocaman tell us, where is Alex?”. The President stepped into the pitch and took a microphone to intervene: “to stop this way of protesting” and “keep defending Fenerbahçe’s interest that are above any player”.
Around 5.30pm(Turkish local time) this afternoon Fenerbahçe fans around the world got the news. Alex and Fenerbahçe mutually terminated the contract. Lot could be said and written about this sportsman and gentleman. Not much will bring him back to the club and to the pitch.
After his first title in 2005, with a bunch of friend, we went to the night club where the team was partying. I saw him next to his adorable wife(who was the daughter of the Coritiba’s President, Alex’ first pro team). I asked for his signature. He signed my jersey which I will surely pass on to my son. However I will never be able to explain in greater details his intelligence and sportsmanship on and off the pitch. He was truly a LEGEND.
LEGENDS LIVE FOREVER.

OBRIGADO ALEX DE SOUZA!

20121001-202440.jpg

Aykut Kocaman’ın hedefleri

Önce jimnastik yaptınız. Vücudunuz elbet her tür spor branşı için hazır bir form aldı.
Sonra futbol oynamaya başladınız. Yıllarca Fenerbahçe’de ve Milli Takım’da oynadınız.
Türkiye’de bir futbolcunun gelebileceği en üst mertebelere geldiniz.
Futbolu bırakıp,tutkunuzun arkasından koşmaya devam ederek Teknik Direktör oldunuz. İstanbulspor, Konyaspor, Ankaraspor gibi takımları çalıştırdıktan sonra Fenerbahçe size transfer teklif etti. Sportif Direktör olarak sizi bünyesine katmak istedi. Bu sayede emrinizde bir sene Christoph Daum gibi Türkiye’de futbol dengelerini çok iyi bilen biri çalıştı.
Ertesi sene Herr Daum gitti, Teknik Direktör olarak sahaya indiniz.
İlk iki sezonunuzda bir Türkiye Şampiyonluğu, bir ikincilik bir de Türkiye Kupası kazandınız.
Üçüncü sezonunuzun başında takımın hedeflerinden en mühimi olan Şampiyonlar Ligi’ne katılma hakkını elde edemediniz. Avrupa Ligi’ne katılabildiniz. Her daim elinizde sınırsıza yakın harcama yetkisi var.
Size sormak isterim:
Yukarıdaki tarife uygun kişi kendiniz olduğunu tasavvur edin birkaç dakika.
Hedefleriniz neler olurdu?
Tabii ki Avrupa’da takımınız ile gidebileceğiniz en yüksek seviyeye çıkmak isterdiniz.
Bu yukarıda yapılan tarifi taşıyan bir profili Fenerbahçe bünyesinde bulmuştur.
Aykut Kocaman; yukarıdaki profili taşımanın yanı sıra, Alex de Souza, Meireles, Sow, Krasic, Stoch, Kuyt, Topal gibi isimler sayesinde her yarıştığı kulvarda ona alternatifler sunan kadrosuyu da kurmuştur.
Tüm bunları gözden geçirdiğimizde “Kocaman’ın hedefleri küçük” olması gibi bir tartışma anlamlı olabilir mi?

20120921-102845.jpg

2014 Brezilya Yolunda

Bu akşam Türkiye A Milli takımı ilk maçına çıkıyor.
Rakip Hollanda.
Müsabakanın oynanma sebebi: 2014 yılında Brezilya’da organize edilecek olan Dünya Kupası’na katılacak takımlardan birisi olabilmeye hak kazanmak.
Daha önce finallere gitmek gibi bir başarıyı ülke tarihinde iki kere gerçekleştirebildik. 1954 ve 2002 yıllarında. Bizim kadar genç nüfusa sahip olan bir memleket için 2014 Brezilya finallerinde sahne almak 1995 sonrası doğan futbol severlerin hakkıdır.
Oynayacağımız stadyumda, hala “gurbetçi” diye tabir ettiğimiz birçok vatandaşımız seyirciler arasında olacaklar. Adeta “yarım deplasman” sayılan ülkelerden birisinde bu elemelere başlıyor olmak bir avantaj teşkil edebilir.
Bu maçtan hemen dört gün sonra, Estonya ile İstanbul Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nda oynayacağız. Buradaki tuzak bu tarz yüksek motivasyon gerektiren maçlardan sonra yaşanan düşüşlerdir. Futbolcular böyle maçlara kendiliğinden kolay motive olabilirler. Peşi sıra gelen Estonya gibi rakipler karşısında aynı motivasyon kaynaklarını bulmakta her zaman başarılı olamazlar. Bu dört günlük sürede, Guus Hiddink gibi bir futbol ustası ile yolları ayırdıktan sonra, Abdullah Avcı ile devam eden takımımız ilk önemli sınavlarını verecek. Kadromuzda Atletico Madrid ile kazandıkları Süper Kupa’nın morali ile gelen Arda Turan ve Emre Belözoğlu’nun yanı sıra, Almanya futboluna damga vurması beklenen Mehmet Ekici ve Sercan Saraer gibi oyuncularımız var.
Mehmet Ekici verdiği röportajlarda ne kadar mütevazi olduğunu gösterdi. Bu akşamdan başlayarak sahadaki futbolu ile büyümesi, yenilenmiş bu kadroda fark yaratanlardan birisi olması sürpriz olmayacaktır.
Umut Bulut’un fizik kondisyon olarak hazır olması ve sezona çok iyi başlangıç yapmış olması bu iki maç için lehimize gözüken diğer faktörler.
Abdullah Avcı ve ekibi bu akşam alınacak neticeye müteakip, dört gün sonrasına takımı tekrar motive etmek gibi bir zorluğun üstesinden gelebilecek midir? Şüpheli olduğum konu tam bu nokta, zira alınacak galibiyet veya mağlubiyet sonrasında Estonya maçında olası bir puan kaybı bizi başladığımız noktaya geri getirir. Bu akşamı “ya hep ya da hiç” maçı gibi algılamadan oynayabilmek ve dört gün sonrasına mental ve fiziksel olarak hazır çıkmamızı diliyorum.
Geçmişte Milli Takımın bu dört günlük süreçlerdeki sicili çok başarılı olmadığından beklentileri çok yüksek tutmamak doğru olabilir.

20120907-174231.jpg

Ediz Bahtiyaroğlu’na veda

 

Türk Sporu için çok acı bir gün. 26 yaşındaki Eskişehirspor futbolcusu Ediz Bahtiyaroğlu dün akşam evinde geçirdiği kalp krizi sonrası vefat etti. Dünkü idmanda kendisini yorgun hissettiğini söyleyerek evine dönüyor. Evde fenalaştıktan sonra çağırılan ambulans ile gelen sağlık görevlilerinin müdahelelerine rağmen genç sporcu hayatını kaybediyor. Eski ve mevcut takım arkadaşları, antrenörleri, idarecileri daha mühimi ailesi için yeni bir hayat başlıyor bugün. Çok sevdikleri Ediz artık yok.

Sporcu sağlığı için yazılabilecek çok şey var. Özellikle son yıllarda artan futbolcu ölümleri kafaları karıştıracak cinsten. Eskişehirspor özelinde ise vefat eden ikinci faal(1985 yılında Milli Kaleci Sinan Alaağaç) futbolcu idi Ediz. Bir daha dünya üzerinde hiçbir yerde bu tür ölümlerin yaşanmamasını dileyelim. Sözün bittiği bu anlarda insan geride kalanlara sabır ve iyilik dilemekten başka bir şeyler yapabilmek istiyor.

En temel refleksimiz şunu sorgulatıyor, kullanılan bunca performans arttırıcı ilaç ve artan sporcu ölümleri arasındaki ilişki yeterince araştırılıyor mu? Edizi’in vakasında yapılan check-uplarda herhangi bir anormal bulguya rastlanmadığı söyleniliyor. Ancak çeşitli ülkelerde yaşanan futbolcu ölümleri artık tesadüf olabilecek seviyeyi geçti. Bu konunun takipçisi olacağız. Işıklar içinde uyu Ediz.

Türk Lokumu mu derler?

Avrupa kupalarında son senelerdeki istikrarsız çizgimizi sürdürüyoruz.
Maalesef, Bursaspor ve Trabzonspor’un elenmelerinden sonra sadece iki takım ile devam edebiliyoruz. Evvelsi akşam Galatasaray’ın ve dün de Fenerbahçe’nin rakipleri belli oldu.İki gündür anaakım spor basını veya bir başka tabirle QTM(quality Turkish media), bu kuralar hakkında her zaman olduğu gibi derin!!! analizler yapmak ile meşgul. Bunlara Fenerbahçe kanadından gelen “hedef UEFA’da final” gibi talihsiz popülist demeçleri de eklemek mümkün. Ünal Aysal’ın daha gerçekçi bakış açısını bir kenara not ettik. Kura için yorumunu sorduklarında, hiç değilse: “Bu konuya tabii ki taraflı yaklaşırım, biz grubu lider bitiririz,bu soruyu başka bilen yorumculara sorun lutfen” diye yanıtladı. Gruplarımızda en alt torbadan gelen takımlar dahil, tüm rakiplerimizin temsilcilerimize ne derece zorlu altışar maç yaşatacaklarına hep beraber tanık olacağız. Ancak futbol basınımız, Videoton’dan ders almamış veya Avrupa maclarında mazimiz her grubu lider bitiren takımlarımızdan geçilmiyormuş edasında rakiplere tepeden bakmaya devam ediyor. Üstelik UEFA ülke puanlamasında Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile çekişir duruma gelmiş noktada bir ülkenin futbol basını bu üslubun sahibi…Bir milyar dolara varan futbol sektöründen dem vuran yayıncı kuruluşun Avrupa’da onikinciliğe kadar gerilemiş olmamızı ne kadar önemsediğine emin değilim. Bundan daha şok edici olanı, şayet Fenerbahçe rakibi AEL Limassol karşısında gerekli puanları alamazsa Guney Kıbrıs’a da geçilebileceğiz, ve 2014-2015 sezonunda Lig Şampiyonumuz Şampiyonlar Ligi’ne katılabilmek için artık ön eleme oynaması gerekecek. Tüm bunların ışığında burası hala “Süper” bir Lig diye adlandırılmasın artık. Yeni bir isim önermek taraftarlara düşebilir. Çarşı belki yaratacılığını kullanabilir mi?
Temsilcilerimizin çektiği kuraları sizlere sormak istiyoruz. Bu kuraları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hatırlatmak gerekirse:
Lig Şampiyonumuz Galatasaray Şampiyonlar Ligi’nde yer alıyor.
İngiltere’den Manchester United, Portekiz’den Braga,Romanya’dan Cluj 1907 ile karşılaşacak.
Lig İkincisi Fenerbahçe ise Avrupa Ligi’nde oynayacak.
Fransa’dan Marsilya, Almanya’dan Borussia Moenchengladbach, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nden AEL Limassol takımlarıyla eşleşti.

Fenerbahçe Yönetim(sizliğ)i ve Şampiyonlar Ligi

Dün akşam, Aziz Yıldırım döneminin eksi hanesine yazılacak bir futbol gecesi daha yaşadı Kadiköy’ün sakin seyircileri. Acaba alışkanlık mı yapıyor bünyelerine?
Sanki maç öncesi Fenerbahçeli ve Rus seyirciler arasında yaşanan XXI.Kırım Savaşı’nda yeterli derecede deşarj olmuşlar ve maçın son düdüğüne müteakip tepki verecek mealleri kalmamıştı.
Zira Türk Polisi’nin Fenerbahçeli taraftarlar üzerinde geleneksel biber gazı kullanım haftası kutlamalarında bir hayli yorulmuş olabilirler.
İçeride üç tane şampiyonluğu son haftada kaybeden Aziz Yıldırım yonetimi, yeni bir başarısızlık halkası daha ekledi özgeçmişine:
Dördüncü kere Şampiyonlar Ligi ön eleme turunda elenmek.
Üç şampiyonluk kaybetmek ile mukayese edince bu yeni halka, bardağın dolu tarafından bakanlar için çok büyük başarısızlık olarak addedilmeyebilir.
Ancak başarı ve hedef odaklı bir müteahit olan Aziz Yıldırım’ın yakın geçmişteki iddıalarını kısaca hatırlayalım.
Yıllardır sürekli tekrar etmekten imtina etmediği:
1- “Dünya Kulübu olacağiz.”
Teknik Direktör Luis Aragones geldikten sonraki demeci:
2- “Disiplinli, çok koşan, mücadele eden, orta sahada savaşan bir Fenerbahçe yaratacağım.”
İki sezon evvel kanal kanal dolaştığı sezon başı unutulmayan açıklaması:
3- “Üç sene üst üste şampiyon olacağız”
Her ne kadar efsane Başkan değinmemiş olsa bile, Şampiyonlar Ligi’nde sürekli başarı sahibi olmak bu demeçlerin satır aralarından çıkartılabiliyor.
Dün akşama geri gelirsek, Kurbağlıdere’nin kurutulamamasından dolayi!!!, Şükrü Saraçoğlu’nun Papazın Çayırı’nı andıran bozuk zemininde, Fenerbahçe’nin tecrübeli ayakları bu tip final maçlarından başı dik çıkamama sorununa yine çare olamadılar.
Tıpkı Dinamo Kiev, Feyenord ve Young Boys gibi Spartak Moskova takımı da Sarı-Lacivertli camiayı yalın bir gerçekle yüzleşmeye davet ediyordu. Nedir peki bu yalın gerçek? Fenerbahçe Yonetimsizligi diye tanımlanabilecek yeni bir sendrom.
Dinamo Kiev maçında rövanş maçının son yarım saatinde gol umudu olarak oyuna Murat Hacıoğlu’nu dahil etmek ile başlayıp dün gece Selçuk Şahin’i günah keçisi ilan etmek ve Alex-Aykut Kocaman krizi gibi sebepler bu sendromun sadece gözüken kısımları.
Makro ölçekte incelendiğinde Teknik Direktörler ve oyuncu kadrosu değişti ama Aziz Yıldırım hep denklemde sabit.
Aziz Yıldırım yönetimlerinin ısrarla tekrar ettikleri hataları artik sokaktaki çocuk bile farketti.
Fenerbahçe dört kere Şampiyonlar Ligi’nden elenmesinde de, Mayıs ortasında belli olan ön eleme turu takvimi için hiçbir zaman tam kadro ile sahaya çıkamadı. Ya sezonu geç açıyordu ya da transferleri geç yapıyordu.
İnşaat sektöründe proje yönetimi için bile kullanılan temel yazılım programları kapsamında artık hangi iş kalemini hangi tarihe yetiştirebileceğinizi planlamak mümkün.
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ve yönetimleri dördüncü kere bu planlamayı mayıs ayından ve daha öncesinden yapmadıkları için hazır olmayan bir kadro ile sahada idi dun çubuklular. Nitekim dün tur geçilse idi Meireles veya Essien kalibresinde bir orta saha oyuncusu ile takviye etmeyi planliyorladı bu mevcut kadroyu.
Aziz Yıldırım ve yönetimleri tarafından cevaplanması gereken birkaç basit soru daha var tabii.
Bu seviyede profesyonel sporcular için olmazsa olmaz bir unsur olan mentoring sistemi acaba kuruldu mu? veya ne zaman kuruldu?
Denizli’ye 2006 senesinde son macta kaybedilen şampiyonluktan beri bu kadar çok lig şampiyonluğu, artı kupa finali ve şampiyonlar ligi ön eleme turu(geçen sene Avrupa Ligi play-off turunda elenilen PAOK da cabası) kaybediliyor olması bir tesadüf müdür? Bu takıma bilimsel olarak psikolojik bir destek sağlanıyor mudur?
Fenerbahçe profesyonel futbol takımına Aziz Yıldırım geldiğinden beri transfer için harcanan her 100 doların 1 doları altyapi fonuna aktarılsa idi bu takıma Selçuk Şahin gibi oyuncuları yetiştirmek mümkün olur muydu? olamaz mıydı? Bununla ilintili olarak Afrika ve Güney Amerika Ligleri yanı sıra Türkiye’de mahalli ligleri tarayabilen scouting sistemi var mıdır? varsa ne zaman getirildi?
Belki de dun akşam takımın kaptanı Alex de Souza oyuna girerken tüm taraftarlar “I love you Alex” diye bağırmak için sosyal medya üzerinden önceden organize olmuşlardır.Murat Özaydinli bunu araştırdı mı? Neden tıpkı Gaziantep maçında olduğu gibi Aziz Yıldırım “anons darbesi” yaparak seyircileri susturmadı?

20120830-225434.jpg

2012-2013 sezonunda Avrupa’da Türk Takımları ve rakipleri

Türk takımlarının yarın akşam itibarı ile bu sezon kaç takımla Avrupa Kupalarına devam edeceği belli olacak. UEFA Kupası 2. ön eleme turunda, Eskişehirspor’un Olympique de Marseille’e elenmesi ile şimdilik dört takımımız kaldı. Bir evvelki turda oynadığı iyi futbolla beklentileri yükselten Ersun Yanal’ın takımı erken sayılabilecek şekilde elendi. Şayet Batuhan Karadeniz ve Yanal arasındaki kavga takım içinde huzursuzluk yaratmasaydı, acaba formsuz OM karşısında turu geçebilirler miydi sorusu zihnimizde her zaman gidip gelecektir.
Olympique de Marseille Eskişehirspor karşısında başlayan cıkışını Ligue 1’in ilk üç macını kazanarak devam ettirdi. Ama bunun kalıcı bir başarı olmasını beklemiyoruz. Zira Ancelotti’nin PSG ile ilk üç maç aldığı beraberlikler sonrası takıma yeni gelen transferlerin adaptasyon surecini hızlı aşması ile üst üste başarılı neticeler gelecektir.
Eskişehirspor’un elenmesi sonrasında geriye kalan dört temsilcimizden ilki, Avrupa arenasındaki en tecrübeli ve başarılı temsilcimiz olan Galatasaray. Lig şampiyonumuz oldukları için otomatik olarak Eylül ayında müsabakalarına başlayacaklar. En prestijli kupa olan Avrupa Şampiyonlar Ligi’nde sahne alacaklar.Taraftarlarının bu kupayı ve getirdiği heyecanı ne kadar özledikleri rekor sayıda aldıkları kombine biletlerden anlaşılabiliyor.Transfere ayırdıkları yüksek bütçe, Lütfi Ariboğan’ın CEO olarak atanması, Fatih Terim’in tükenmeyen hırsı ile bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde en azından bir çeyrek final hedefi ile yola çıktıklarını düşünüyorum.
Kaderin cilvesi mi bilinmez, bu sene ilk defa ruh ikizleri ile Şampiyonlar Ligi’nde birlikte oynamanın eşiğine geldiler. Fenerbahçe bu akşam, geçen hafta Moskova’da 2-1 yenildiği maçın rövanşında, Rus temsilcisi Spartak Moskova’yı saf dışı bırakması halinde Avrupa’nin en prestijli futbol arenasına üç sezon sonra geri dönüş yapacak. Alex’in tweetini fırsat bilen medyanın körüklediği Alex de Souza-Aykut Kocaman krizini geçici olarak rafa kaldırmak için iyi bir fırsat olabilir. Öte yanda, Aykut Kocaman’ın teknik alanda yapabilirlikleri hakkında şüphe duyanlara Aykut Hoca kalıcı bir cevap verebilecektir. Olası bir galibiyet sonrası Essien veya Meireles gibi yıldızlardan birisinin transferi de basında yazılıyor. Aziz Yıldırım son Süper Lig maçında, kendine has davranışlarından vazgeçmeyeceğini bir kere daha ispat edercesine, kadın seyircilerin tezahüratına yaptığı “anons darbesi” ile ülke gündemine oturmasını ozleyen hayranlarını kırmamış oldu. “Efsane Başkan” Şampiyonlar Ligi’ne katılmanın üzerine yarın açıklayacağı bomba transfer ile orta sahayı güçlendirecek, Aykut Hoca’ya vereceği “kurumsal!!!” desteği devam ettirecektir.
UEFA kupasında yoluna devam etmesini beklediğimiz temsilcilerimizden Bursaspor, Hollanda’dan Twente ile zor bir deplasman maçını önce kazasız geçmesi gerekiyor. Ertuğrul Sağlam kariyerinde daha once aldığı mağlubiyetlerden çıkardığı dersler ile bu sefer tuzağa düşmeyerek ilk yarı baskılı oynayacak rakibine direnç gösterebilecektir. Bursaspor’un Batalla ve Pinto gibi artık takımın vazgeçilmezleri arasında yer alan oyuncuları bu turu hakkederek geçecekler ve Avrupa Ligi’ne merhaba diyeceklerdir.
Aynı şekilde UEFA Kupası’nda, Avni Aker Stadyumu’nda ilk maçta beklenmedik bir beraberlik alan Trabzonspor da, Videoton karşısında, yarın akşam deplasmanda tur için gereken neticeyi alacaktır. Şenol Güneş ve oyuncuları içinden geçtikleri zor günlerin üstesinden gelebilmek adına kenetlenerek bu sınavı başarı ile verebilecek kapasiteye fazlası ile sahipler. Bunun ilk işaretlerini Elazığspor maçında görebildik. Alanzinho gibi dikine oynayabilen bir oyuncu ile Henrique ikilisi Trabzonspor’un buyuk kozları olacaklardir. Türk futboluna çok önemli katkıları olmuş olan Şenol Hoca’nın, bu sene başında kulüp bünyesinde yaşanan mini-kaosu doğru idare etmesi sayesinde, “öldürmeyen güçlendirir” vari bir şekilde, Trabzonspor’u iyi günlere taşıyacağını bekleyebiliriz.
Tum takımlarımızın rakipleri karşısında galip gelerek ihtiyacimiz olan ülke puanlarını toplamalarını ve bir üst turda kura şanslarının yanlarında olmalarını diliyoruz.

20120829-132820.jpg

Spor Toto Süper bir Lig mi?

Gölcük depremi yıldonümüne denk gelen akşam, Spor Toto Süper Lig tekrar perdelerini açıyor.Deprem sonrası nasıl Gölcük,Yalova,Avcılar aradan geçen bu kadar seneye rağmen yapısal anlamda doğru şekilde yeniden yapılanma stratejilerini hayata geçirmediyse benzer bir tablo Türk Futbolu için de geçerli. Nitekim, 3 Temmuz 2011 olarak futbol literatürüne demir atan süreç, yeniden yapilanma için fırsat mıdır diye bekleyenlerdendik. Sözde futbol ülkesi olan bu ülkeye, altın tepside gelen bu fırsatin tepilmemesi bir penaltıyı gole çevirmekten daha kolay olabilirdi. Ancak işin içine siyaset karışınca, Özel Yetkili Mahkeme devreye girince bir krizi daha fırsata dönüştüremedi futbol ailemiz. Peki bu haliyle bakılınca neresi bunun “Süper” bir Lig diye sormak istemiyor musunuz?
Süper Kupa musabakasının henüz teri kurumadan, PFDK’na sevk edilen nurtopu gibi birer adet Kulüp Başkanı, Teknik Direktör ve Futbolcu sahibi olduk bile. Bu kadar çok kavganın olduğu bir ortamda, ne derece “Süper” bir ortam oluşucak diye beklenir?
Yayıncı kuruluş ise bakiyorum tüm PL maçlarını naklen vermeye devam ediyor. İnsanın aklına ilk gelen sual şu oluyor: acaba “Spor Toto Süper Kavgalı Lig” yerine Premier League için ayrı bir paket satıyor olsalar idi nasıl bir talep oluşurdu? Sezon boyunca ağır çekim oynanan yerli futbola dayanamayıp, birçoklarımız La Liga ve PL maçlarını seyretmeyi tercih etmiyor mu? Ülkemizde hiç bitmeyen bu kördöğüşü nicedir kabak tadı vermedi mi? Taraftarların kimileri, kendi kulüplerinin duruş ve karakter degiştirmesinden son derece rahatsız olduğu için, kendi takımının kazanmasına değil, ezeli rakibinin yenilmesine sevinir hale geldi.
Bardağın dolu tarafına bakacak olursak iyi şeyler de olacaktır. Mesela, Muhammet Demirci, Oğuzhan Özyakup, Mehmet Akgün, Olcay Şahan, Batuhan Karadeniz, Mustafa Pektemek, vb…gibi isimleri ile yakından takip edip sürpriz yapmasını beklediğim takım, Besiktas Jimnastik Kulübu olacak.Hakiki bir yeniden yapılanma için kendi inandıklari bir yola girdiler. Holosko gibi üretken bir oyuncunun yıllık alacağını 2 milyon Euro gibi bir ücretten, 1.1 milyon Euro gibi hatrı sayılır şekilde düşürmeyi becerdiler. Keşke bu güzide kulübümüz Olimpiyatlar’a milli jimnastikçiler göndererek halkımızın gönlünde taht kurmayı da gelecekteki planları arasına almış olsaydı. Yine de bu kulubün Süper Lig’e bir renk katmasını çok heyecanla bekliyor olacağız.Kolej takımı ruhu bizim gönüllerimizde şampiyon olacak olan takımdır.Metin-Ali-Feyyaz güzellemesine her zamandan daha çok ihtiyacı var bu ülke futbolunun.Lütfen birileriniz ruh çağırmayı biliyorsa yardımcı olur musunuz?

20120829-132146.jpg